Altı yıl okudunuz. Sınavlarda o tanıyı yazdınız, ayırıcı tanısını sıraladınız, tedavisini biliyordunuz. Sonra ilk nöbet geldi ve hastanın karşısında o bilgi ortaya çıkmadı.
Bu, çoğu yeni hekimin yaşadığı ama nadiren yüksek sesle söylediği bir durum. Ve bir bilgi eksikliği değil.
Hatırlamak ile üretmek farklı işler
Sınav, bilgiyi tanıma işidir: soru size çerçeveyi verir, siz doğru cevabı seçersiniz. Hasta ise çerçeveyi vermez. Karşınızda yapılandırılmış bir soru yoktur; yorgun bir insan, dağınık bir öykü ve sizin kurmanız gereken bir çerçeve vardır.
Bilginin kendisi yerinde duruyor. Eksik olan şey, o bilgiyi doğru anda çağıracak yapı.
İkinci an: emin olamamak
Diyelim ki tanı aklınıza geldi. Bu sefer başka bir soru geliyor: "doğru düşünüyorum, ama ya değilse?" Bu soru bilgiyle çözülmüyor. Bir liste görmek, üzerinde durduğunuz tanının yanında hangi bulguların lehte olduğunu görmek, ayırt edici adımın ne olduğunu görmek — bunlar tereddüdü azaltıyor. Cevabı başkasının vermesi değil, kendi düşüncenizi karşınızda görmeniz.
Üçüncü an: sormak istememek
Kıdemli bir meslektaş var. Ama her seferinde ona gitmek, her seferinde bilmediğinizi göstermek demek. Bu insani bir şey ve mesleğin en az konuşulan yanlarından biri. Bir makineye yirmi kez sormanın, bir insana bir kez sormaktan kolay olmasının sebebi de bu.
Peki bir araç ne yapabilir?
Yerinize karar veremez — vermemeli de. Ama üç şeyi yapabilir:
- Soruyu kurabilir. Ne soracağınızı bilmek zorunda kalmazsınız; akış vakayı sizden yapılandırarak alır.
- Aynı iskeleti verebilir. Her rapor aynı başlıklarla, aynı sırayla gelir. Bir kez okumayı öğrenirsiniz.
- Atlamanıza izin vermeyebilir. Kaçırılmaması gerekenler her raporda ayrı bir başlıktır; boşsa boş olduğunu yazar.
Şifa AI'ı yaparken çıkış noktamız bu üç andı. Amaç size bilgi öğretmek değil, bildiğinizin geri gelmesi ve eksiğinizi görmeniz. Kararı siz verirsiniz; yalnız vermezsiniz.



